Okul Reddi ( Okul Fobisi )

Okul Reddi ( Okul Fobisi )

Okul Reddi çocuğun çeşitli sebeplerden dolayı okula gitmek istememesi olarak tanımlanır. Okula gitmek istememenin altında çoğu zaman kaygı yatar. Diğer nedenler olarakta  dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, karşıt olma karşı gelme bozukluğu, gelişim gerilikleri, öğrenme bozuklukları, okulda yaşadığı sorunlar, ders başarısızlıkları, maddi yetersizlikler sıralanabilir. Diğer nedenler olarak saydığımız durumlarda çocukta kaygıyı ve mutsuzluğu oluştururarak okul reddinin oluşmasına neden olur.

Okul reddi kreş, anaokulu ya da ilkokuluna başlayan her çocukta gözükebilir. Genelde ilk başlangıçlarda gözükmesine rağmen daha sonraki yıllarda da ortaya çıkabilir. Okul reddinin ortaya çıkmasına neden olan kaygının altında genelde sosyal kaygı bozukluğu ( Sosyal Fobi ) ya da ayrılık kaygısı bozukluğu yatar. Bu iki durumda çoğu zaman beraber bulunur.

Sosyal kaygı bozukluğu ve ayrılık kaygısı bozukluğu çoğu zaman kalıtsal olarak geçer ve bu durum aslında çocuğun doğumundan itibaren vardır. Bu iki durumda çoğu zaman stresör ya da başlatıcı bir neden olmadan ailelerin dikkatini çekmez.  1 yaşından sonra genelde aileler bu çocukları bize düşkün, anneye ya da babaya düşkün, çekingen , utangaç olarak tanımlamaya başlarlar. Çocuklarını kreşe gönderen aileler stresör nedenin (kreşe başlama) ortaya çıkmasıyla durumu daha erken farkederler.

Sosyal kaygı bozukluğu olan çocuklar tanımadığı ortam ya da kişilerle karşılaştığı zaman farkedilirler. Çekingen ve utangaç oldukları için genelde sorun yaratmazlar. Okul ise bir çok tanımadığı çocuk ve ortamdan oluştuğu için sosyal kaygı bozukluğu olan çocukların gözünde çok tehlikeli bir ortam olarak değerlendirilir. Sosyal kaygı bozukluğunun şiddeti ne kadar fazlaysa o kadar gitmek istemez ve okula alışma süresi uzar.

Sosyal kaygı bozukluğu olan çocuklarda çoğu zaman ayrılık kaygısı bozukluğuda görülür. Ayrılık kaygısı bozukluğu olan çocuklar güvendikleri kişilere  ( anne, baba , bakım veren..)  aşırı bağlanırken tanımadığıgüvenmediği, zaman geçirmediği, tehlike algıladığı kişilerden ve ortamlardan uzak dururlar. Hem sosyal kaygı bozukluğundaki hem de ayrılık kaygısı bozukluğundaki kaygıdan dolayı çocuklar ilk defa başladıkları okulu kaygı nesnesi olarak algılayabilir ve gitmeme konusunda ısrarcı olurlar. Kaygının şiddeti ne kadar fazlaysa okul reddide o kadar fazla olur.

Okul reddine yol açan diğer önemli neden ise dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğudur. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar çabuk sıkıldıkları, aşırı hareketli, aceleci, sabırsız  oldukları için okul gibi disiplinli, kurallı ortamları sevmezler. Aynı zamanda derslerde de sorun yaşamaya başladıkları zaman okula gitmek istemezler. Dikkat eksikliği olan çocuklarda özgüven eksikliği fazla gözüktüğü için, aşırı hareketli olan çocuklar kurallı ve disiplinli ortamları sevmedikleri için okula gitme konusunda sorun çıkartırlar. Bir kısmı ise okula başlar ve zaman ilerledikçe okula gitmek istmezler.

Öğrenme Bozuklukları, gelişim gerilikleri çocukların öz güvenlerini olumsuz yönde etkilediği için okul reddine yol açarlar. Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğunda ise çocuklar tamamen aileyle inatlaştıkları için okula gitmek istemezler. Çoğu zaman aileler bu durumda çeşitli ödüllerle çocuklarını okula götürmeye çalışırlar. Ödül sistemi bir süre sonra yetersiz gelebilir ve çocuk tekrar okula gitmek istemez. Daha önce okulda yaşadığı sorunlarda çocuklarda travma ya da uyum sorunu yaratıp okula gitme konusunda direnç geliştirmelerine yol açabilir.

Peki bu durumda aileler ne yapmalı?

Genelde aileler kaygıyı inatlaşma olarak değerlendirirler ve çocukla inatlaşmaya ya da zorla götürmeye çalışırlar. En çok yapılan yanlışlardan bir tanesi çocuğun yaşadığı kaygının farkına varamamaktır. Bir diğer önemli olan noktada kaygının nedenidir. Yukarda bahsettiğimiz gibi eğer kaygı doğumdan itibaren varsa bu kaygı kalıtsaldır. Eğer sonradan ortaya çıkan bir kaygıysa çevresel nedenlere bağlı oluşan kaygıdır ve nedenini bulmak gerekir.  Çevresel nedenlere örnek verecek olursak: bir yakının okul konusunda korkutması gibi basit bir şey olabilir. Bazende biz ebeveynlerin çocuklara okulun ne olduğunu çocuğun gözünden anlatmamızda bir çevresel neden olabilir. Bazı durumlarda çocukların  kendileri bile kaygının neden ortaya çıktığının anlayamayabilir.

  • Okulun ne olduğunu, ne için gittiğini, okulda neler yapıldığını çocuğun anlayacağı basit bir dilde anlatmak gerekir.
  • Çocuğumuzun kaygıları varsa onu rahatlatmak gerekir. Bu her dediğini yapmak anlamına gelmemeli çünkü bazen çocuklar ailelerin kaygılarını farkedip aileleri kullanabilirler.
  • Net, basit , rahat, çocuğun anlayacağı dilde konuşmak gerekir.
  • Hangi ebeveyn çocukla daha rahat iletişim kuruyorsa ve daha az kaygılıysa o ebeveynin okula bırakması daha iyi olur.
  • Okul konusunda ebeveynlerin kendi kaygılarını kontrol etmeleri gerekir. Çoğu zaman çocuklar rahat olsa bile aileler çocuklardan daha kaygılı olabiliyorlar. Eğer ebeveynler rahat olamıyorlarsa bu konuda yardım almaları gerekebilir.
  • Okul bittikten sonra kimin alacağı söylenerek çocuğu rahatlatmak gerekir. Çocuklar çünkü okula bırakılıp bir daha alınmayacağını düşünebilirler.
  • Kaygı durumunda alıştırmalar yavaş yavaş yapılmalıdır. Okula bırakıp gitmek, ağlatmak çoğu zaman işe yaramaz.
  • Kaygılarını kontrol etmekte zorlanıyorsa bu konuda çocuğun ve ailenin yardım alması gerekebilir.

okul-reddi1 okulredii2 okulreddi3 okulreddi4 okulreddi5 okulreddi6 okulreddi7

Okula Başlarken …

OKULA BAŞLARKEN …

Yeni bir öğretim yılına sayılı günler kala çocuklar ve aileleri tatlı bir heyecan sarmaya başladı…

Aileler mi yoksa Çocuklar mı daha kaygılı ???

Kaygı, dış ve yeni ortamlara karşı koruyucu olarak oluşan normal bir tepkidir. Ailelerin kaygı duyması tamamen normaldir ancak burda en önemli kısım  kaygının şiddetidir. İlk başta bu kaygıların normal düzeyde mi yoksa fazla mı olduğuna karar vermek gerekir. Aileler çoğu zaman kaygı düzeylerinin  ne kadar şiddetli olduğu konusunda farkındalıkları yoktur. Farkındalıklarının olmamasının nedeni ise çocukluğundan itibaren kaygı ile yaşamayı öğrendikleri için bu durumlar ebeveynlere  gayet normal olması  gereken bir durum gibi gelir.

Aileler çocukları yeni bir ortama gireceği için çocuklarının bu süreçteki uyumu hakkında kaygılanırlar. Bazı aileler öncesinde kendilerinde var olan fazla kaygıyla başedemeyip bu kaygıları çocuklarına yansıtırlar. Bu nedenden dolayı çoğu aile çocuklarından bu süreçte daha kaygılı oluyor. Çocuklarda gördükleri ve hissettikleri bu kaygılar sonucunda  kaygılanmaya başlarlar. Kaygı genetik ve çevresel geçebildiği için eğer anne-baba kaygılı ise çocuklarınında genetik olarak kaygılı olma ihtimalleri yüksektir. Genetik olarak kaygılı bir çocuğumuz varsa ve birde buna çevresel kaygıyı eklersek çocuğumuzun okula uyum süreci hem ebeveynler hem de çocuklar  için zor hale gelir.

Okul çocuğa ne ifade eder ???

Öncellikle çocuk gözünden okulu görmek önemlidir. Çocuklar için aslında okul sadece yeni keşfedilecek ortamdan ibarettir. Aile kreşe, anaokuluna ya da ilkokuluna başlıcak çocuğuna okul kelimesinden bahsetmeyip seni yeni arkadaşların olduğu bir yere götüreceğim derse çocuk okulu yeni arkadaşlarla tanışacağı bir yer olarak kafasında tanımlar.  Çocuğun ailesi ya da çevresi okul kavramını nasıl görüyorsa çocukta aynı bakış açısından okulu görmeye başlar. Ebeveynler okulu kafasında nasıl değerlendiriyorsa çocukta okulu aynı şekilde değerlendirmeye başlar.

Örnek olarak okulda ağlayan başka bir çocuğu gören çocuğumuzda kaygılanıp ağlayabilir. Ağlayan bir çocuğu gördüğü zaman okulda kötü bir şeyler oluyor ki bu çocuk ağlıyor diye düşünür. Başka bir örnek ise ailesi tarafından sürekli korkma , rahat ol diye söylenen çocuk neden ailem bana sürekli korkma, rahat ol diye düşünüp korkabilir. Ebeveynler ne kadar rahat olursa= çocuklarda o kadar rahat olur. Ebeveynler ne kadar endişeli olursa= çocuklarda o kadar endişeli olur.

Okul kaygısını iki faktör belirler. Bunlardan en önemlisi genetik yatkınlık diğeri ise çevresel faktörlerdir. Kaygılı bir anne-babanın çocuğununda kaygılı olması genetik nedenlerden dolayı kuvvetli bir ihtimaldir. Kaygılı ebeveynler okul konusunda kaygılandıkları için çocuklarda hem genetik yatkınlıktan dolayı hem çevresinde gördüğü insanların okul konusunda kaygılanmaları nedeniyle kaygılanmaya başlarlar. Ebeveynler kaygılı ama genetik geçiş olmadığı durumlarda yani çocuk genetik olarak kaygısız olsa bile çevresel etkenlerden dolayı (anne-babanın kaygılı olması..) çocuk yine ilk durumdaki kadar olmasa da kaygılı olur. Ebeveynler kaygısız ancak çocukların genetik olarak kaygılı olduğu durumlarda da kaygı görülür. En şanslı grup ise hem ebeveynlerin hem de çocukların rahat gruptur.

Günümüz şartlarında özel kreşler ve anaokulları sayesinde ilkokula çocuklar çoğu zaman hazır halde geliyorlar. Bundan 10 yıl önce çocuklara anaokuluna ya da kreşe gitmeden direk ilkokula başlıyorlardı. Şimdi ise kreş ve anaokulları çocukları ilkokula hazırlayan geçiş ortamlarını yaratmaktadırlar. Ancak kreşe ya da anaokuluna başlama döneminde de ayrılma kaygısı sorun yaratmaya devam ediyor. Bu sefer ailelerin kafasında yaşı küçük olduğu için sorunlar belirmeye başlıyor. Tam konuşamıyor kendisini nasıl ifade eder? Başına kötü bir şey gelirse tam konuşamadığı için anlatamaz… Kendi başına tuvelete gidemez… Ya düşerse.. gibi sorular ve sorunlar ailelerin kafasında belirmeye başlar.

Aslında çocuklar ebeveynler kadar bu soruları ve sorunları düşünmedikleri için her zaman aslında ebeveynlere göre daha rahattırlar. Çocukların dertleri ve sorunları ebeveynlere göre farklıdır. Kaygılı çocuklar başka çocuklar bana vurur mu? Annem tekrar gelir mi? Bana bir şey yaparlar mı? Annem-Babam ne zaman gelecek gibi sorularla ve sorunlarla kafaları meşgüldür. Rahat , kaygısız çocuklarda ise bu tür sorular yoktur. Ancak ortam kaygılandıkça bu tür sorular ve sorunlar belirmeye başlar.

Okula yeni başlıyacak ebeveynlere öneriler:

  • Okulu hayatın normal bir parçası gibi görüp rahat olun.
  • Okula başlamadan önce çocuğunuz yaşına ve gelişim düzeyine göre basit, uzun olmayan cümlelerle okulu anlatın. Çok detaya girmeyin. Detaylı bilgileri çocuklar anlamakta zolanırlar ve bu aynı zamanda rahat olan kafalarınında karışmasına yol açabilir.
  • Okulla ilgili çocuğunuz kaygı duyacağı cümleler kurmayın Ör: arkadaşın ya da birisi sana vurursa bana söyle gibi.. Bu cümleden çocuğunuz şunu anlayabilir: okulda demek bana vurabilirler.
  • Okula kimin bırakacağını, kimin alacağını, ne zaman gideceğini ,ne zaman okuldan alınacağını çocuğunuzla paylaşın.Kreşe başlayan ve okul öncesi çocuklarda zaman kavramı gelişmediği için onun zaman süreçine göre bilgi verilmelidir. Ör: yemek yedikten sonra ya da uyuduktan sonra, güneş evine gittikten sonra gibi…
  • Ebeveynlerin çocuklarına okulla ilgili bilgi verdikten sonra çocuklarınında düşüncelerini dinlemeleri, duygularını gözlemlemeleri, isteklerini dinlemeleri gerekir. Ör: Çocuk kaygısıyla başedebilmek için evdeki kendi oyuncağını okula götürmek isteyebilir..
  • Okula  gitmek istemeyebilir, ebeveyninden ayrılmak istemeyebilir, ağlıyabilir, duygusalaşabilir. Bu sorunlar çok şiddetliyse profosyonel yardım almak gerekir. Ancak hafif düzeydeyse ebeveynlerin çocuklarını anladıklarını göstermeleri gerekir. Ebeveynler bu davranışlar karşısında aşırı tepki verirlerse çocukların kaygı ve mutsuzluk düzeyini oldukça artırırlar.
  • Okuldaki süreçlere fazla müdahil olmayın çünkü çocuğunuz yeni ortamda yaşadığı sorunlarla kendisi başedebilir. Kendisi bu sorunlarla baş ederse gelecek hayatında güçlü kendine güvenen bir birey olur.
  • Okulda sorun yaşadığı zaman öğretmenlerde işbirliği içinde olmaya çalışın. Sizin bir çocuğunuz var ama öğretmenlerde de yılların deneyimi mevcut ve bu deneyimlerden yararlanın.
  • Hangi ebeveyn bu süreçte rahatsa okula o ebeveyn götürsün.
  • Çocuğunuz kaygınızı hissettirmemeye çalışın ancak kaygınız çoksa bunu hissettirmeme şansınız yoktur. Çevrenizdeki insanların geri bildirimlerini bu konuda dinleyin.Onlarda kaygılı olduğunuz söylüyorsa bu konuda yardım alın.
  • Kreşe ya da anaokuluna ilk defa gidecek olan çocuklarda sorun yaşanıyorsa okula alıştırma sürecini yavaş yavaş yapmak gerekir. Okula çocuğu bırakıp gitmek en çok yapılan yanlışlardan bir tanesidir. Bu kaygılı olan çocuğun kaygısını daha da çok artırır.
  • Motive edici ve olumlu davranışlar ve  konuşmalar  yapın.

okulabaşlarken okulabaşlarken1 okulabaşlarken2 okulabaşlarken3 okulabaşlarken5 okulabaşlaken4 okulabaşlarken6 okulabaşlarken 7

BOŞANMIŞ AİLE ÇOCUKLARINA YAKLAŞIM

                                  BOŞANMIŞ AİLE ÇOCUKLARINA YAKLAŞIM

2015 TUIK verilerine göre Türkiye’de 600 bin yeni aile kurulurken 131 bin ailede boşanma gerçekleşti. Boşanmaların büyük çoğunluğu yaklaşık olarak yüzde 35’i evliliğin ilk beş yılında gerçekleşmektedir. Son on yıldır Türkiye’de boşanma oranları yaklaşık olarak yıl her yüzde 2-4 arasında artmaktadır. Boşanmalardaki bu artış mutlu aile yapısı olan çocuklarda bile bir gün anne ve babalarının boşanacağı endişesini taşımasına yol açmaya başlamıştır. Bu durum ailenin bütün bireylerini etkilerken çocukların etkilenmesi daha fazla ve kolay olmaktadır.

Ebeveynleri boşanmış çocuklarda yaklaşık olarak %30-40 civarında tedavi gerektiren psikolojik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çocukların iyiliği için evliliği devam ettirmek nadir olarak işe yarar. Ebeveynleri arasındakş çatışmaya şahit olmuş çocuklar boşanmış aile çocuklarından daha çok uyum sorunları yaşarlar. Ayrılmaya karar veren çiftlerin birbirlerini sözle ya da şiddet kullanarak taciz etmesi oldukça yaygındır. Boşanma sürecinden önce çiftlerin birbirlerine yarıdan fazla şiddet uyguladığı tahmin edilmektedir. Ebeveynlerin birinci amacı boşanmanın çocuk üzerine etkisini en aza indirmek olmalıdır.

Çoğu zaman aileler çocukların boşanma kelimesini duymasından endişe duyarlar. Son 20 yıldır bilgisayar, tv gibi iletişim araçlarının sayesinde çocukların bilgiye ulaşması kolay olduğundan ve boşanmaların çevresinde (akraba, yakın arkadaş, komşu..)giderek artması nedeniyle bir çok çocuk boşanma kelimesinin ne anlama geldiğini bilmektedir. Ailede bir süredir devam eden gerginliği , mutsuzluğu ve bir şeylerin yolunda gitmediğini farketmeleri zor değildir.Bu gergin ve mutsuz ortam devam ettikçe çocuklardaki endişe ve korku giderek artar ve çocuk bu duruma kendi çabında çözüm üretmeye çalışır. Bu çözümlere örnek olarak ortamı yumuşatmaya çalışma (ör: alakasız konulardan konuşarak, fazla konuşarak, espri yapmaya çalışarak..), anne –babasının mutlu olduğu şeyleri yapma sayılabilir.

Çoğu zaman çocuklar bu çözümleri üretmekte zorlanır ve uyum sorunları( sinirlilik, çabuk öfkelenme, uykusuzluk, yeme sorunları, ders başarısızlığı, arkadaş sorunları) şeklinde dışarı vurmaya başlar. Zaman geçtikçe bu çatışmaların ve gerginliğin devam etmesiyle çocuk bu durumla yaşamaya alışır. Bu durum çocuğun boşanma konusuna uzaklaşmasına neden olurken uzun sürede ise depresif bozukluklara ve anksiyete bozukluklarına yol açabilirler. Diğer önemli bir durumda bu süreç sırasında aniden ortaya çıkan boşanma kararıdır. Çocuklar bu durumda aniden şok yaşarlar.

Bebekler doğdukları andan itibaren kendisine bakım veren kişiye karşı koşulsuz olarak bağlanırlar. Bu bağlanma ebeveyn ve bebek arasındaki ruh sağlığının sağlıklı gelişmesinin en önemli adımıdır. Ebeveyn bebek arasında güvenli bağlanma gelişmediği zaman çocuklar normal şekilde gelişip olgunlaşamazlar. Güvenli bağlanmanın olmadığı çocuklar erişkin oldukları zaman kendilerine güven duymakta ve başkalarıyla iletişim kurmakta sorun yaşarlar. 6-9 ay arasında ortaya çıkan ayrılık kaygısıda normal gelişimin bir parçası olarak görülmelidir. Ebeveynler boşanmaya karar verdiklerinde ise çocukların hayatta kalmalarını sağlayan güven duyguları sarsılır. Evden ayrılan ebeveyni çocuğun özlemesi gayet doğaldır.

Çoğu zaman bu durum diğer ebeveyn tarafından anormal bir durum olarak tarif edilir. Evden ayrılan ebeveyni çocukların sık görmesi, düzenli görmesi bile çocukları çoğu zaman tatmin etmez. Diğer taraftan anne-babanın ayrılması çocukların ebeveynle kurduğu bağlılığı yok etmez. Uzun sure bile geçse bu bağlılık korunur. Tabii bu durum çocuklar arasında fark gösterebilir. Boşanma sonrası çocukların %90’ı anne ile yaşamaya devam eder. Velayet annede olduğu zaman çocukların babalarını görme oranı, velayet babada olduğu zaman annelerinin görme oranından oldukça azdır. Anne-Babanın çocuğun hayatındaki roller farklıdır ve birbirlerini tamamlarlar. Bu yüzden ne anne ne de baba birbirlerinin yerini dolduramazlar.

Yapılan çalışmalarda babasız evde büyüyen erkek çocuklar ilerde daha az rekabet eden, daha pasif veya daha öfkeli ve saldırgan oldukları saptanmıştır. Babasız büyüyen kız çocukları ise karşı cinsle ilişki kurmakta zorlanırlar. Sorun yaşayan kız çocukları ya çok uzak dururlar ya da çok yakın ilişki kurarlar. Araştırmalara göre annenin yaşadığı stresle başa çıkması ve çocuklarıyla ilgilenmesi çocukların boşanmaya karşı verdiği uyum sorunlarını azaltır. Bu yüzden stresle baş edemeyen ebeveynlerin yardım alması önemlidir. Eski eşlerinden destek alamayan anneler üstlerindeki yük ve sorumluluk artığı için eski koşulları sağlamakta zorlanırlar. Diğer taraftan eski eşlerinden destek alan ve çocuklarıyla ilgilenen bir babanın olması annenin üstündeki yükü oldukça azaltır. Bu durumda hem ebeveyn çocuk hem de ebeveynler arasındaki ilişkiyi olumlu etkiler.

BOŞANMAYI ÇOCUKLARIMIZA NE ZAMAN SÖYLERİZ???

Ailelerin en çok zorlandıkları konulardan bir taneside boşanmayı çocuklarına ne zaman söyleyecekleriyle ilgilidir. Ülkemizde çoğu zaman bu konu ertelenmekte veya atlanmaktadır. Aslında en önemli konulardan bir tanesidir. Bu ertelemenin ve atlamanın nedenleri arasında boşanmanın aniden olması, ailelerin çocuğun bu olayı duymasını istememesi, çocuğun hazır olmadığını düşünmeleri, çocuklarının bu durumdan kötü şekilde etkilenmesinden endişe duymaları, çocuğun yaşından dolayı anlamayacağını düşünmeleri, nasıl açıklayacaklarını bilememeleri, ebeveynler arasındaki görüş farklılıkları, akrabaların ya da yakın çevrenin duymasını istememe gibi nedenler sayılabilir.

Aslında yukarda saydığımız nedenlerin çoğu ebeveynlerle ilgildir. Çocuklar yaşadıkları durumu anlamaya çalışırlar ve neler olduğunu merak ederler. Çoğu zaman aileler bu durumda çocuğunda ailenin bir ferdi olduğunu unuturlar.Çocukların en kısa zamanda bu durumu öğrenmesi ve buna göre hareket etmesi en doğal hakkıdır. Diğer taraftan çocuğa bilgi verilmediği zaman kendi yaşadıkları ve deneyimlerine göre yaşadığı olayları yorumlar. Bu yorumlarda çoğu zaman çocuğumuzu yanlış yönlendirir.Örnek olarak aniden babanın evden ayrılmasını bir daha babayı göremeyeceğini düşünerek aşırı bir panik yaşayabilir.

Aslında bu durum gerçek olanı babasını yarın görebileceği olabilir. Bu nedenlerden dolayı çocuklarımıza durumla ilgili en kısa zamanda ,ebeveynlerin kendilerini hazır hissettikleri zamanda basit, kısa ve onun yaşına göre bilgiler vermek önemlidir. Boşanma ile ilgili bilgiler zamanından paylaşılmadığı zaman çocuk daha önceki deneyimlerine , etraftan duyduğu bilgilere göre kendi sorularına kendisi cevap vermeye başlar. Bu durumda onun yanlış yönlenmesine ve gerçek cevapları bulamamasına yol açar.Bu durumda çocuğun merakı , mutsuzluğu, kaygıları devam eder. Bazende bu olayları konuşmaktan kaçmaya devam eder.

BOŞANMAYI ÇOCUKLARIMIZA NASIL SÖYLERİZ???

Ailelerin en çok zorlandığ diğer bir konu boşanmayı çocuklarına nasıl anlatacağı ile ilgilidir. Çoğu ailede malesef ebeveynlerden bir tanesi evi aniden terk eder. Çoğu zaman bırakın çocukları diğer ebeveynin bile bundan hemen haberi olmaz. Çoğu zaman yaşça küçük çocuklar ebeveynlerin ayrılmasından kendilerini sorumlu tutabilirler. Bu nedenden dolayı her iki ebeveynde ayrılma kararından onların sorumlu olmadığını açık net ve yaş düzeyine göre anlaşılır dilde anlatmaları gerekir. Çocuklarla yapılan görüşmede evden hangi ebeveynin, ne zaman ayrılacağı ve çocuğun bundan sonra hangi ortamda kimlerle yaşayaçağı anlatılmalıdır. Çocuğa yaşına uygun çok detaya girmeden ebeveynin neden evden ayrıldığıyla ilgili bilgi verilir.

Çocuğun kafası karışık olduğu için bu dönemde çok detaya girilmemelidir. Diğer önemli bir noktada diğer ebeveyni suçlayıcı ya da olumsuz yönlerini ortaya çıkaran davranış içine girilmemelidir. Boşanma ile ilgili bilgiler verildikten sonra çocuğun duygularını ve düşüncelerini ifade etmesine izin verilmelidir. Ebeveyn tarafından verilen bilgileri bir kısmını yaşadığı duygular ve kafasında oluşan soru işaretleri nedeniyle algılayamayabilir.Bu yüzden ilk görüşmeden sonra sormak istediği soru varsa cevaplanabileceği ebeveyn tarafından ifade edilmelidir.

Ebeveyn ve çocuk arasındaki bu görüşme sadece bu görüşmeyle kısıtlı kalmamalı çocuk ya da ebeveyn ihtiyaç duydukları zaman bu konuyu tekrar konuşmalıdırlar.Yapılan yanlışlardan bir taneside bu konuyu bir kez konuşup bird aha gündeme gelmemesidir. Boşanma süreci bir anda tamamlanan bir süreç değildir. Hayat boyu devam eden bir süreçtir. Ebeveyni boşanan bir erişkin bile hayat boyu bunun etkisini hisseder. Bu nedenden dolayı anlattım bitti yolunu tercih etmemeliyiz. Ebeveynler konuşarak duygu düşüncelerini birbirlerine aktararak bu sürecin hem rahat hem de sorunsuz geçmesini sağlayabilirler.

ÇOCUKLAR TARAFINDAN SIK SORULAN SORULAR NELERDİR???

  •   Neden biz seninle değilde annemle ya da babamla yaşayacağız?

               Çocuğa özellikle ayrılık sonrası anne – baba olarak konumlarınız sürdüreceğinizi sadece anne-baba olarak anlaşamadığınız için ayrı evlerde yaşayacağınız vurgusunu yapmalısınız. Çocukların yaşı itibariyle anne ve baba ideal şartların çocukları için en iyisi hangisi olacağına çocuklarıyla bu konuşmayı yapmadan önce karar vermelidir. Çoğu zaman bu konuda anlaşmazlıklar çıkmaktadır. Aslında her iki ebeveynde çocuklarının en iyi şartlarda büyümesini isterken kendi aralarındaki çözülmemiş sorunlarıda bu problem yansıtarak kendileri çoğu zaman çözümsüzlük yaratırlar.

Ebeveynler bu konuda açık ve net şekilde uzlaşırlarsa çoğu zaman çocuklar bu soruyu sorma gereğine bile ihtiyaç duymazlar. Çocuklara yine aynı şekilde ebeveynlerin her ikisinin olduğu ve uzlaştıkları ortamda mevcut şartlar ve nedenler onun anlayacağı basit dilden açıklanarak bilgi verilmelidir. Her iki ebeveynde aynı kararı aldıklarını çocuklarına ifade ederse bu süreç sorunsuz şekilde hal olur. Eğer iki ebeveyn bu konuda uzlaşamadıysa ya da tek ebeveyn görüşmeyi yapıyorsa diğer ebeveyni suçlamamaya özellikle dikkat etmelidir.

  • Annem ya da babam bizden ayrılınca nerde yaşayacak?

Eğer evden ayrılan ebeveyn kendi evinde yaşıyacaksa bu bilgi verilmelidir.Çoğu zaman bu sorunun altında bir daha diğer ebeveyni görememe ya da az görme kaygısı yatar.Bu bilgi basit şekilde verilerek çocuğun kafasındaki kaygılar yok edilir. Ancak diğer ebeveyn yeni kız/erkek arkadaşıyla yaşıyacaksa bu bilgi hemen paylaşılmamalıdır.Çünkü daha yeni bir şoku atlatmaya çalışan çocuk diğer bir şokla baş etmekta zorlanabilir ama bu bilgide boşanma sürecinin ilerleyen zamanlarında çocuk boşanmaya alıştıkça verilmelidir.

Bu bilgiyi ayrı yaşıyan ebeveyn tarafından verilmesi daha uygundur. Çünkü çoğu zaman diğer ebeveyn durumla ilgili hem detaylı bilgiye sahip olmayabilir hem de diğer ebeveyne öfkesi olabilir. Yaşı küçük çocukların soyut düşüncesi gelişmediği için diğer ebeveynin nerde yaşayacağı kafasında canlanmayabilir. Bu yüzden çocuğa diğer ebeveynin yaşayacağı yerinin gösterilmesi kafasındaki çoğu sorunun yok olmasınıa neden olur.

  • Annemizi ya da babamızı bir daha görebilecek miyiz?

Genelde bu soruyu okul çağı öncesi çocuklar sormazlar ama düşünce anlamında merak ederek davranışlarına yansıtırlar.Her çocuğun gelişim düzeyi farklı olduğu için bu bilgi özellikle görüşmede verilmedir çünkü çocukların boşanma sürecinde en kaygı duygu şey diğer ebeveyni kaybetmektir. İlk görüşmeden sonra diğer ebeveyni ne zaman ve daha sonrasında istediği zaman görebileceği bilgisi paylaşılmalıdır.Yaşı küçük çocuklarda zaman kavramı olmadığı için onlara somut örneklerle bilgi verilebilir.(Ör: yatıp kalınca gibi..).

Boşanma sonrasında çocukların diğer ebeveyni istedikleri ve ihtiyaç duydukları an görebilmeleri için imkan yaratılmalıdır. Bu konuda da çoğu zaman ebeveynler anlaşamamaktadırlar.Daha öncede bahsettiğimiz gibi kendi aralarındaki çözümlenmemiş konuları çocuklar üzerinde de devam ettirmelerinden kaynaklanır.Bu konuda da anlaşamadıkları zaman aslında olan yine kendi çocuklarınıa olduğunu farkedememektedirler.

  • Çocuklar kendilerine ne olacağını merak ederler???

Çocukların en çok merak ettiği sorulardan bir taneside kendilerine ne olacağı ile ilgilidir. Okul öncesi çocuklar genelde bunu dile getirmezler ancak yeri geldiğinde başka sorularla bu meraklarını giderirler. Çocukların en çok korktuğu şey belirsizliktir. Çoğu ebeveyn okul öncesi çocukların yaşlarının küçük olması nedeniyle bunları anlamayacaklarını düşünür ancak yanılırlar. Okul öncesi çocuklar yaşlarının küçük olması nedeniyle ebeveynlere daha çok ihtiyaç duydukları için kaygı oranları daha fazladır. Bu kaygıyı ve belirsizliği gidermek için çocuğa basit ve doğru şekilde bilgiler verilmelidir. O sırada bilmediğimiz ya da netleşmemiş bilgi varsa bu da çocukla bildiğiniz kadarıyla paylaşılmalıdır.

Çocukların en çok merak ettiği bir kaç soruya örnek verecek olursak kiminle kalacağı?,diğer ebeveyni ne zaman göreceği?, hangi okula gideceği?, nerde yaşayacağı?, odasındaki eşyalar ya da sahip olduğu oyuncaklara ne olacağı?…Bazen erişkinler için önemli ya da gereksiz gibi gözüken bazı sorular çocuklar için çok önemli olabilir. Bu nedenden dolayı ebeveynin bilgilendirmesi bittikten sonrada çocuğa sormak istediği soru varsa sorulmalıdır. Okul öncesi çocuklar ebeveyne bağlanması tamamen bitmediği için yalnız olmayacakları ve diğer ebeveynle ilişkilerinin devam edeceği anlatılmalıdır. Okul çağındaki çocuklar daha fazla bilgiyi merak ederler.

Çocukların yaşı artıkça nedenleri daha çok merak ederler. Bu yüzden daha nedenleri açıklamamız ve detaya inmeniz gerekebilir. Ergenler ise nedenleri hem merak ederler hem de durumla ilgili ebeveynlerine fikirlerini, duygularını, düşüncelerini, eleştirlerini ifade edebilirler. Bu yüzden ergenlere detaylı bilgi verip düşüncelerini ve duygularını ifade etme fırsatı vermelidir.

  • Annem ya da Babam evden ne zaman ayrılacak ve ne zaman onu görebileceğim???

Çoğu zaman boşanma kararları aniden alındıği için çocuklar genelde diğer ebeveynin evden ayrılmasını görememekte ve sadece bir ebeveynden bilgi almak zorunda kalmaktadır.Bu hem bilgi veren ebeveynin işini zorlaştırmakta hem de çocuğun kaygılarını artırmaktadır. Her iki ebeveynin bilgi vermesi çocuklar açısından daha güven oluşturur hem de kaygılarını daha azaltır. Ebeveynler artık beraber aynı evde yaşamayacaklarını karar verdikten sonra bu bilgi çocuklarla çok geçmeden paylaşılmalıdır.

Ebeveynler karşılıklı anlaşmalı olarak boşanmaya karar verdiklerinde çocukların en az zararla bu süreçten çıkması için çocuklarını hazırlamaları en uygun seçimdir ama ülkemiz şartlarda bu çoğu zaman mümkün olmamaktadır.Öncelik ebevyenlerin bu konuyu kendi iç dünyalarında halletmeleri gerekir. Kendileri karar verdikten sonra diğer ebeveynlede uzlaşı yapmaları gerekir. En uygun olanı anne-baba kendileri karar verdikten sonra bu konuyu çocuklarına anlayacakları dilden anlatmak ve çocuklarının bu süreci anlamaları için zaman vermektir.

Çocuklar bir ebeveynin evden gitmesine eninde sonunda üzülecektir.Bu nedenden dolayı ebeveynin evden ayrılmasını çok uzatmamak gerekir.Bu süre uzadığında çocuklar tarafından anne-babalarının tekrar barışacakları ile ilgi bir umut doğar. Bu umut sonrasında tekrar hayal kırıklığı ile sonlanmaması için ebeveynlerin bir süre belirlemesi bu süre içinde çocuklarının olabildiğince hazır hale getirmeleri gerekir.Eğer bu süreçte ebeveyenler beraber hareket edemezlerse ya da bu süreçte çatışmaya devam ederlerse en kısa zamanda evden ayrılacak ebeveynin evden ayrılması gerekir.Peki bu süre yaklaşık olarak ne kadar olması gerekir sorusuna gelecek olursak en fazla 1-2 haftadır.

  • Çocuklara boşanma kararını tek başınıza mı yoksa birlikte mi açıklamalısınız???

Boşanma kararı genelde bir ebeveyn tarafından diğer ebeveyne söylendikten sonra çoğu zaman diğer ebeveyn bu durumu kabul etmez. Bu kabullenmeme sonrası çatışmalar daha da artar. Aslında en zor olan kısım iki ebeveynin kendi aralarındaki çatışmaları çocukları üzerinden devam ettirmeleridir. Çatışmalar devam ettiği için bir ebeveynin söylediği uygun bir teklif sırf çatışmanın sonucu diğer ebeveyn tarafından kabul edilmez. Bu nedenlerden dolayı çoğu zaman boşanmayı bir ebeveyn çocuğuna anlatmak zorunda kalır.

Peki teorik olarak en doğrusu nedir sorusuna gelecek olursak her iki ebeveynin bir arada her ikisininde aktif olarak katıldığı çocukla konuşmadır. Peki burda nelere dikkat etmeliyiz??? Her iki ebeveyn olarak daha önce kendi aramızıda yaşadığımız sorunları bir tarafa bırakmalı sadece çocuğumuza odaklanmamız gerekir.Bir ebeveyn diğer ebeveyni kızdıracak ya da konuyla alakası olamayan daha önceki çatışma konularına girerse diğer ebeveyn sakin kalarak kaldıkları yerden boşanma ile ilgili bilgileri vermeye devam etmelidir.Çocuğumuza boşanam ile ilgili konuşurken diğer ebeven sessiz kalmamalı ve dönüşümlü olarak konuşmaya devam etmeliyiz. Konuşmanın içeriğinde kararı beraber aldığınız, anne-baba olarak rollerinizin devam ettiğini sadece karı-koca olarak ayrıldığınızı, istediği zaman diğer ebeveyni görebileceği ve diğer ebeveynlerin gözlediği kaygılar üzerine durulmalıdır.

Diğer önemli bir hususta ebeveyenlerin çocukları önünde segilerdikleri tutumlar,davranışlar çocuğunuz boşanma sürecindeki tutumlarınıda belirleyecektir.Örnek olarak ebeveynin birisi sürekli ağlarsa çocukta boşanmayı kafasına çok üzücü olay olarak kaydedecektir. Eğer her iki ebeveynde rahat, kendilerinden emin,sakin olurlarsa çocuklarda bunu görüp kaygıları azalır. Tek ebeveynle yapılan görüşmelerde ise en sık yapılan hata diğer ebeveynle ilgili kötü ,suçlayıcı konuşmadır. Çocuklar sonuçta her iki ebeveynide kendi iç dünyalarında yaratmışlardır.Yanlış verilen bilgilerilerde bunların ortaya çıkmasıyla beraber yanlış bilgiler veren ebeveyn açısından güven kaybı oluşturur.

Diğer taraftanda çocuklarla ilgili olmayan bir konuda taraf tuturmuş oluruz.Çocukların bu aşamada kim haklı kim haksız gibi dertleri yoktur. Onların tek derdi kendileri ve ebeveynleri ilgili kaygılardır.Okul öncesi çocukların yargılaması gelişmediği için çok detaylı açıklamay ihtiyaç duymazlar.Detaylı açıklamalar çoğu zaman kafalarını karıştırır.Okul öncesi dönemdeki çocğun daha önce şahit olmamışsa boşanma kelimesi yoktur.Arkadaşının anne-babası boşanmışsa ordan sadece kelime olarak duymuş olabilir. Örne olarak verecek olursak kreşteki arkadaşı boşanmış olan çocuk babasını hiç göremiyorsa sizing çocğunuzda boşanmayı babayı göremiyeceğim şeklinde öğrenmiş olabilir. Bu nedenden dolayı sizden yanlış öğrenmişse ya da bilmiyorsa tekrar duymasında fayda vardır.

Anne- Babayı kaybetme korkusu bu dönemde devam ettiği için özellikle bu kaygı giderilmelidir.Gerekirse diğer ebeveynin yaşayacağı ortam bile gösterilebilir.Bu dönem çocuklarının hayal dünyası çok geniş olduğu için farklı yorumlama olasılıkları çok yüksektir. Ayrılığın sebebide onun anlayacağı dilden basit şekilde anlatılmalıdır. Bu dönemde az öncede bahsettiğimiz gibi yargılama gelişmediği için çocuklar bu ayrılmadan kendilerini suçlayabilir.Okul çağındaki çocuklar ise az çok boşanmanın ne olduğunu bilirler.Ebeveynler tarafından yapılan bir hata nasıl olsa biliyor denilip detaylı bilgi vermekten kaçınmalarıdır.Çocuğumuz kaç yaşında olursa olsun ona en baştan bilgi vermeliyiz.

Okul çağındaki çocuklar daha çok okul değişikliği,arakadaş değişikleri ilgili kaygı duyarlar.Bu konularak çocuklarımızın kaygılarını gidermeliyiz.Ergenlik dönemindek çocuklarda yargılama geliştiği için daha detaylı,neden-sonuç ilişkilerinin olduğu bir konuşma yapmak gerekir.Bu dönemdeki çocuklar duygularını daha rahat ifade ettikleri için size öfkelenebilir ya da aşırı tepkiler verebilir.Bu tepkileri üzerinize almamak çok önemlidir.Bu yaştaki çocuklara nerde kalmak istedikleri ile ilgili fikirleride sorulabilir.Bu fikri ebeveynler alarak kendi aralarında çocukların nerde yaşayacağı ile ilgili ortak karar alırlar.

boşanma1 bosanma2 bosanma4 bosanma5

Boşanma ve Çocuğunuz

                                                       BOŞANMA VE ÇOCUĞUNUZ

2015 TUIK verilerine göre Türkiye’de 600 bin yeni aile kurulurken 131 bin ailede boşanma gerçekleşti. Boşanmaların büyük çoğunluğu, yaklaşık olarak yüzde 35’i , evliliğin ilk beş yılında gerçekleşmektedir. Son on yıldır Türkiye’de boşanma oranları yaklaşık olarak yıl her yüzde 2-4 arasında artmaktadır.Boşanma sebebleri resmi kayıtlara şiddetli geçimsizlik olarak geçse de çoğunun altında başka nedenler yatmaktadır.Bu nedenlerin bir kısmı çözülebilir sorunlardan oluşurken bir kısmıda çözülmesi imkansız nedenlerden oluşur. Boşanmalardaki bu artış mutlu aile yapısı olan çocuklarda bile bir gün anne ve babalarının boşanacağı endişesini taşımasına yol açmaya başlamıştır. Bu durum ailenin bütün bireylerini etkilerken çocukların etkilenmesi daha fazla ve kolay olmaktadır. Ebeveynleri boşanmış çocuklarda yaklaşık olarak %30-40 civarında tedavi gerektiren psikolojik sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Çoğu ebeveyn çocuklarının bu süreçten etkileneceğini düşünerek çatışmalı ortamda çocuklarını büyütmeye devam eder. Çocukların iyiliği için evliliği devam ettirmek nadir olarak işe yarar. Ebeveynleri arasındakİ çatışmaya şahit olmuş çocuklar boşanmış aile çocuklarından daha çok uyum sorunları yaşarlar. Ayrılmaya karar veren çiftlerin birbirlerini sözle ya da şiddet kullanarak taciz etmesi oldukça yaygındır. Boşanma sürecinden önce çiftlerin birbirlerine yarıdan fazla şiddet uyguladığı tahmin edilmektedir. Ebeveynlerin birinci amacı boşanmanın çocuk üzerine etkisini en aza indirmek olmalıdır. Çoğu zaman aileler çocukların boşanma kelimesini duymasından endişe duyarlar. Son 20 yıldır bilgisayar, tv gibi iletişim araçlarının sayesinde çocukların bilgiye ulaşması kolay olduğundan ve boşanmaların çevresinde (akraba, yakın arkadaş, komşu..) giderek artması nedeniyle bir çok çocuk boşanma kelimesinin ne anlama geldiğini bilmektedir.

Ailede bir süredir devam eden gerginliği , mutsuzluğu ve bir şeylerin yolunda gitmediğini farketmeleri zor değildir. Bu gergin ve mutsuz ortam devam ettikçe çocuklardaki endişe ve korku giderek artar ve çocuk bu duruma kendi çabında çözüm üretmeye çalışır. Bu çözümlere örnek olarak ortamı yumuşatmaya çalışma (ör: alakasız konulardan konuşarak, fazla konuşarak, espri yapmaya çalışarak..), anne –babasının mutlu olduğu şeyleri yapma sayılabilir. Çoğu zaman çocuklar bu çözümleri üretmekte zorlanır ve uyum sorunları ( sinirlilik, çabuk öfkelenme, uykusuzluk, yeme sorunları, ders başarısızlığı, arkadaş sorunları) şeklinde dışarı vurmaya başlar. Zaman geçtikçe bu çatışmaların ve gerginliğin devam etmesiyle çocuk bu durumla yaşamaya alışır. Bu durum çocuğun boşanma konusuna uzaklaşmasına neden olurken uzun sürede ise depresif bozukluklara ve anksiyete bozukluklarına yol açabilirler. Diğer önemli bir durumda bu süreç sırasında aniden ortaya çıkan boşanma kararıdır. Çocuklar bu durumda aniden şok yaşarlar. Bu nedenden dolayı boşanma sürecini yönetmek çok önemlidir.

Bebekler doğdukları andan itibaren kendisine bakım veren kişiye karşı koşulsuz olarak bağlanırlar. Bu bağlanma ebeveyn ve bebek arasındaki ruh sağlığının sağlıklı gelişmesinin en önemli adımıdır. Ebeveyn bebek arasında güvenli bağlanma gelişmediği zaman çocuklar normal şekilde gelişip olgunlaşamazlar. Güvenli bağlanmanın olmadığı çocuklar erişkin oldukları zaman kendilerine güven duymakta ve başkalarıyla iletişim kurmakta sorun yaşarlar. 6-9 ay arasında ortaya çıkan ayrılık kaygısıda normal gelişimin bir parçası olarak görülmelidir. Ebeveynler boşanmaya karar verdiklerinde ise çocukların hayatta kalmalarını sağlayan güven duyguları sarsılır.

Evden ayrılan ebeveyni çocuğun özlemesi gayet doğaldır. Çoğu zaman bu durum diğer ebeveyn tarafından anormal bir durum olarak tarif edilir. Evden ayrılan ebeveyni çocukların sık görmesi, düzenli görmesi bile çocukları çoğu zaman tatmin etmez. Diğer taraftan anne-babanın ayrılması çocukların ebeveynle kurduğu bağlılığı yok etmez. Uzun sure bile geçse bu bağlılık korunur. Tabii bu durum çocuklar arasında fark gösterebilir. Boşanma sonrası çocukların %90’ı anne ile yaşamaya devam eder. Velayet annede olduğu zaman çocukların babalarını görme oranı, velayet babada olduğu zaman annelerinin görme oranından oldukça azdır. Anne-Babanın çocuğun hayatındaki roller farklıdır ve birbirlerini tamamlarlar. Bu yüzden ne anne ne de baba birbirlerinin yerini dolduramazlar.

Yapılan çalışmalarda babasız evde büyüyen erkek çocuklar ilerde daha az rekabet eden, daha pasif veya daha öfkeli ve saldırgan oldukları saptanmıştır. Babasız büyüyen kız çocukları ise karşı cinsle ilişki kurmakta zorlanırlar. Sorun yaşayan kız çocukları ya çok uzak dururlar ya da çok yakın ilişki kurarlar. Araştırmalara göre annenin yaşadığı stresle başa çıkması ve çocuklarıyla ilgilenmesi çocukların boşanmaya karşı verdiği uyum sorunlarını azaltır. Bu yüzden stresle baş edemeyen ebeveynlerin yardım alması önemlidir. Eski eşlerinden destek alamayan anneler üstlerindeki yük ve sorumluluk artığı için eski koşulları sağlamakta zorlanırlar. Diğer taraftan eski eşlerinden destek alan ve çocuklarıyla ilgilenen bir babanın olması annenin üstündeki yükü oldukça azaltır. Bu durumda hem ebeveyn çocuk hem de ebeveynler arasındaki ilişkiyi olumlu etkiler.

Karne çocuğumuzun hayatını kabusa çevirmesin…

Karne çocuğumuzun   hayatını kabusa çevirmesin…

Yine bir ders yılının sonuna geldik. Çocuklarımız ve ailelerini tatlı bir karne heyecanı sardı. Son yıllardaki karne heyecanı artık eski yıllardakinden çok farklı. Aileler çocuklarının sınavlarda aldıkları notları, devamsızlıklarını tek tuşla öğrenebiliyorlar. Son senelerde aileler  karne heyecanından çok  lise ve üniversiteye geçiş sınavlarına odaklanmış durumdalar. Aslında herkes o eski karne heyecanını özlüyor.

Tanım olarak bakacak olursak karne, her öğretim yılı sonrasında öğrenciyi ve ailesini bilgilendirme amaçlı verilen, öğrencilerin ders başarı puanlamalarını gösteren bir belgedir. Her aile için karnenin farklı anlamı vardır. Aileler daha çok çocuklarının kaç zayıfı, kaç beşi olduğunu, ne kadar okuldan kaçtığını, öğretmenin ne yazdığını merak ederken çocuklarımız karneye daha çok duygusal açıdan bakarlar. En çok kendilerine sordukları sorular ‘’aileme layık olabildim mi, arkadaşlarımı geçebildim mi‘’ sorularıdır. Aslında bu soruları, çocuklarının beynine ebeveynler işler. Onları kendi haline bıraksak karneye biz ebeveynler gibi bakmazlar. Ebeveynler olarak çoğu zaman çocuğumuzun duygularını ve düşüncelerini geri plana bırakarak bir yarışın içine girdiğimiz ve hırslarımız içinde boğulduğumuzu fark etmeyiz. Neden, niye sorularımızı çocuğumuza yöneltmeye başlarız. Falanca filanca arkadaşının karnesi nasıl sorularıyla çocuğumuzu unuturuz. Aslında karne sadece çocuğumuzun ders başarı puanlamalarını gösteren bir belgedir.

Kimi aileler karnenin zeka göstergesi olduğunu düşünerek büyük bir yanılgıya düşmektedirler. Yani karne notları yüksek olan bir çocuk zeki ya da düşük olan çocuk zeki değildir kararına varmak yanlıştır. Çünkü karnedeki puanları bir çok faktör etkilemektedir. Başlıca faktörleri sıralayacak olursak çocuğumuzun  zeka kapasitesi, aile ortamı, okul ortamı ve psikolojik durumudur. Bu faktörlerin hepsini birarada değerlendirmek gerekir çünkü hepsi birbirine bağlıdır. Bunların herhangi birindeki sorun diğerlerini de etkiler. Örnek verecek olursak zeka kapasitesinde düşüklük olan çocuğumuz dersleri dinlemekte, anlamakta zorlanır ve uzun vadede özgüvenini kaybeder, arkadaşları tarafından dışlanabilir, öğretmen o çocuğa özel zaman ayırmakta zorlanabilir. Sonuçta çocuğumuz bir kısır döngüye girer ve okula gitmek istemez veya okuldan kaçmaya başlar. Yukarıda saydığımız faktörlerden zeka kapasitesini değiştirme şansımız olmasa da diğerlerini düzeltme şansımız vardır. Bu sebepten her çocuğu çok boyutlu olarak değerlendirmemiz ve nerede sorun olduğunu iyi tespit etmemiz gerekir. Bu faktörlerin sadece bir tanesine odaklanmamız da bizi gerçek bir değerlendirme yapmaktan uzaklaştırır. Bazı aileler kendi aile ortamını ya da çocuklarıyla ilgili faktörleri görmezden gelerek sadece okul ve öğretmenle ilgili olumsuzlukları göz önünde bulundurur, bu da yanlış değerlendirme yapmalarıyla sonuçlanır. Gerçek nedeni gözden kaçırdığımızda ya da görmezden geldiğimizde başarısızlık kaçınılmazdır.

Karneyi etkileyen en önemli faktörlerden birisi de çocuğun içinde bulunduğu psikolojik durumdur. Aslında her çocuğun sorunu olsun ya da olmasın psikolojik açıdan muayeneden geçmesi önemlidir. Ülkemiz koşullarında çocuk psikiyatrisine bakış günden güne olumlu yönde değişmektedir. Çoğu zaman atladığımız basit bir detay uzun vadede çocuğumuzun psikolojisini daha kötü yönde etkilemektedir. Ebeveynler çoğu zaman sorunu basite indirgeme ya da görmezden gelme yolunu seçerler. Karne aileleri uyarma açısından çok önemli bir araçtır. Ebeveynin görmezden geldiği sorunu tekrar gündeme taşır ancak bazen bu bile yeterli olmaz ve gelecekte düzelir diye sorun ertelenebilir. Bazen o kadar ertelenir ki çocuk okulu bitirmesine rağmen sorun görülmez. Genelde notlardaki düşüş yavaş yavaş olduğundan aileler de bu durumu kabullenmeye başlar ve sorun göz ardı edilir. Çocuk psikiyatrisinde en önemli konulardan biri diğer tıp branşlarında da olduğu gibi erken tanıdır. Erken tanı sorunlar büyümeden ve karmaşık hale gelmeden önce müdahale etme şansı verir. Gebelik ve hamilelik sürecinde sorun yaşayan, gelişim basamakları zamanında olmayan örneğin 1 yaşında konuşmaya ya da yürümeye başlamayan, kreş ya da anaokulunda öğretmenleri tarafından sorun olduğu söylenen her çocuk okul öncesi psikolojik değerlendirmeden geçmelidir. Ailelerin büyük kısmı falanca komşunun ya da akrabanın çocuğunda da sorun vardı büyüyünce geçti aldanmasına kapılıp sorunlardan kaçmayı tercih ederler. Çoğu zaman ebeveynler son noktalardan biri olan okuma ve yazmada zorlanan çocukları çocuk psikiyatri kliniklerine getirmektedir. Bu süre bile bazen çok uzamaktadır. Ailelerin sorunu çevresel faktörlerde (öğretmen ilgisizliği, öğretmenin kızması, başka çocuklardan etkilenme, okulun fiziksel koşulları, eğitim müfredatı gibi..) aramalarına rağmen okuma ya da yazmada gecikmenin çevresel faktörlerle çoğu zaman ilgisi yoktur. Okuma veya yazmadaki gecikmenin en sık nedenleri zeka kapasitesindeki sorun, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ve özel öğrenme bozukluklarıdır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar eğer zeka kapasiteleri normal ya da üstündeyse okuma ve yazmada gecikme yapmaz; ancak eksik yazma, harf karıştırma, hızlı ya da yavaş okumaya yol açabilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çoğu zaman yavaş yavaş karnedeki notlarda düşüşe sebep olur. Daha ileri yaşlarda ise davranım bozukluğu, depresyon, madde ve alkol bağımlılığı, sınav heyecanı ile kendisini gösterir. Özel öğrenme bozukluğunda da dikkat eksikliği ve belli alanlarda öğrenmede zorluklarla kendisini belli eder. Çocuğumuzun bazı dersleri iyiyken bazı dersleri çok kötüdür. Zeka kapasitesi yüksek olan çocuklarda dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü çoğu zaman aileler ve öğretmenler tarafından fark edilmeyebilir. Buradaki en önemli nokta her çocuğa kendine özgü değerlendirme yapmaktır. Karneyi etkileyen bir diğer sorun da kaygı bozukluklarıdır. Sosyal fobisi, ayrılma kaygısı, performans kaygısı, yaygın kaygısı ve takıntıları olan çocukların da hem ders başarısı hem de arkadaşlık ilişkileri bu kaygılardan dolayı bozulur. Sosyal fobisi olan çocuk kendine güvenmediği , ayrılma kaygısı olan çocuk aklı hep ailesinde olduğu, performans kaygısı olan çocuk yanlış yaparım korkusu ile, yaygın kaygısı olan çocuk sürekli zihni bir yerlere takıldığı, takıntısı olan çocuk takıntılarıyla meşgul olduğu için dersleriyle ilgilenemez ve sonuçta dersleri bundan olumsuz etkilenir. Aslında yukarıda bahsettiğimiz bu sorunlar sadece dersleri değil çocuğun gündelik hayatını ve özgüvenini de olumsuz etkiler. Karneler bu sorunları gündeme getirdiği için çok önemlidir. Yani çocuğumuzun nasıl daha mutlu, kendine güvenen bir birey olması için bize yol gösteren bir araçtır. Karnelere hep bu bakış açısından bakmalıyız.

Karnedeki bütün derslerin beş olması demek de çocuğumuzda her şeyin yolunda gittiğini göstermez. Çocuğumuzun zeka kapasitesinin yüksek olması çocuğumuzun yaşadığı sorunları görmemizi engelleyebilir. Zeka kapasitesi yüksek olan çocuk kendiliğinden yaşadığı sorunları kısa vadede çözebilir ancak üstündeki yük biriktikçe yaşadığı sorunlarla baş etmesi zorlaşır. Zeka kapasitesinde sorun olan çocuklarımız ise; aslında okul öncesi dönemlerde de kendisini belli eder ama çoğu zaman aileler gerçekle yüzleşmekten kaçınırlar ve sorun yok gibi davranırlar. Ancak eğitim hayatı başladığında bu çocuklarımız okula gitmek istemez, okuma ve yazmakta zorlanırlar. İlerleyen sınıflarda derslerde zorlanma giderek artar ve bu da karneye yansır. Genellikle okul hayatları zeka kapasiteleriyle orantılı olarak erken sonlanır. Aileler çoğu zaman durumun farkında olsalar da gerçekle yüzleşmek istemez ve bu sorunu başka nedenlere bağlarlar.

 

Karnedeki puanları etkileyen bir diğer faktör de aile ortamıdır. Aslında hiç sorunsuz bir aile ortamı çoğu zaman mümkün değildir. Hemen her ailede zaman zaman ufak tefek tartışmalar yaşanır. Kısa süreli ve şiddet içermediği sürece çocuk bu durumlarla kendi başına baş edebilir. Boşanma, ilgisiz ebeveyn, psikolojik sorunları olan ebeveyn, maddi ve manevi yetersizlikler çocuğumuzu en çok etkileyen nedenlerdir. Boşanma öncesi ve sonrası dönemdeki psikolojik durum da ders başarısını çok etkiler. Ortamı değişen çocuğumuz okul yaşantısının da dahil olduğu uyum sorunları yaşar. Uyum süreci sonrası çocuk derslerini toparlamaya başlar ama bu genelde çocuğun tek başına baş edebileceği bir süreç değildir. Çoğu zaman boşanma olsa da ebeveynler arasındaki sorunlar devam eder ve aileler sorunları çocuklar üzerinden halletmeye çalışabilirler. Bu da çocukları olumsuz şekilde etkilemeye devam eder. Kimi çocuklarda maddi yetersizlik notlarda yükselmeyle sonuçlanırken bazı çocuklar bu durumdan daha kötü etkilenir. Genelde maddi yetersizliğin etkisi çocuğun karakteristik özelliklerine göre değişir. Manevi yetersizlikler ise her zaman çocuğumuzu kötü şekilde etkiler. Ebeveynlerinde şizofreni, duygu durum bozukluğu gibi işlevselliği kötü etkileyen ebeveyn hastalıkları bulunan çocukların aile ortamı da aynı şekilde çok kötüdür. Çocuklar ister istemez bu durumdan etkilenirler.

Peki biz ebeveynler olarak ne yapmalıyız? Ailelerin çocuklarına verecekleri en güzel mesaj ‘’sana olan sevgimi karnen de dahil olmak üzere hiçbir şey azaltamaz’’ olacaktır. Genelde aileler böyle bir mesajı tehlikeli bulur ve çocuğu tembelliğe ve şımarıklığa teşvik edeceğini düşünürler. Sevgi çocuğu şımartmaz, aksine kendine olan güvenini, girişkenliğini ve cesaretini arttırır. ‘’Eğer zayıf alırsan, ders çalışmazsan, dediğim gibi yapmazsan ben de bir daha seni sevmem’’ gibi yaklaşımların, en büyük ihtiyacı ebeveynleri tarafından sevilmek ve onaylanmak olan çocuk için ne kadar tahripkar olacağı tahmin edilebilir. Daha da kötüsü çocuk kendi zihninde sevgi=başarı olarak kodlar ve hayatında yaşadığı her başarısızlıkta büyük bir korku ve suçluluk hisseder. Başarısızlıklar çocuk ve erişkin hayatında öğrenme ve gelişme açısından başarılar kadar önemlidir. Ancak başarısız olduğunda sevilmeyeceğini düşünen bir çocuk bir süre sonra başarısızlığa düşmemek için hiçbir şey denemez ve daha az öğrenir. Bilmediği belli olmasın diye öğretmenine daha az soru sorar, eksik ya da yetersiz cevap vereceği korkusu ile bildiği halde sorulan soruyu yanıtlamak için isteksiz olur. Hatta bazen sınavlarda çok az bile şüpheye düştüğü soruları yanıtlamak istemez ya da sadece çok emin olduğu bilgileri yazar ve tam bilgisini gösteremediği için beklenin altında notlar alabilir. Çocuğa yaşıyla uygun olarak eğitimin önemi ve üzerine düşen sorumluluklar anlatılmalı, zorlandığı alanlarda çocuğa KILAVUZ olunmalıdır. Çocuğun yaşadığı bir sıkıntıya ‘’eyvah, felaket, nasıl olur, olmamalıydı ‘’ gibi yaklaşımlar yapıcı olmaktan uzaktır. Çocuğa ‘’sorunlar karşısında paniğe kapılmalısın ‘’ mesajı iletir. Çocuklar beden dilini biz yetişkinlerden daha iyi bilirler. Eğer çocuğumuzdan herhangi bir davranışı yapmasını bekliyorsak biz de o şekilde davranabilmeliyiz. Yine yaşanan bir zorluk karşısında çözüm arayışına girmeyip bir suçlu aramak çocuğa ‘’sen de sorunlara bu şekilde yaklaş’’ demektir. Bir süre sonra çocuğun yaşı büyüdükçe o da başarısızlıklara aynı şekilde ‘’öğretmen güzel anlatamadı, siz bana istediğim cep telefonunu almadınız moralim bozuktu ‘’ gibi bahaneler bulmayı öğrenmeye başlar. Aslında ebeveynlerin biraz da içten içe karneyi kendi başarıları ya da başarısızlıkları olarak görme eğilimleri olur, bunu belli etmeseler de. Her ebeveyn karne döneminde çocuğunun karnesi iyi ya da kötü olsun kendilerinin başarıya atfettikleri değerler neler, kendi ebeveynlerinin başarıya atfettikleri değerler nelerdi diye gözden geçirmelerinde fayda vardır. Çünkü bizler kendi ebeveynlerimizin davranışlarından etkileniriz ve özellikle stresli anlarda aslında o şekilde davranmayı hiç istemesek bile otomatik olarak, farkına varmadan kendi ebeveynlerimizle aynı davranışları sergileyebiliriz. Anne babalar artık kendi çocuklarına sahip olduklarında kendi ebeveynlerinden beğendikleri davranışları alıp beğenmediklerini dışlayarak kendine has yeni bir anne baba tutumu geliştirmelidirler. Kötü bir karne geldiğinde ‘’böyle bir sorunla karşı karşıyayız, öncesinde ne gibi yanlışlarımız oldu da bu durumla karşılaştık ve bundan sonra bu durumu düzeltmek için neler yapabiliriz’’ düşüncesi ile anne, baba, çocuk durum değerlendirmesi yapmalı, gerekirse sınıf öğretmeni, rehber öğretmene danışılmalı ve ihtiyaç varsa ruh sağlığı profesyonellerine başvurulmalıdır. İyi karne geldiğinde ise abartılı davranışlarda bulunmaktan ya da çocuğa ‘’ en akıllı sensin, süpersin, mükemmelsin’’ gibi gerçekçi olmayan övgülerden uzak durmalı ‘’ karnen iyi olduğu için çok mutluyum, seninle gurur duyuyorum’’ ve en önemlisi ‘’ çok çalıştığın ve gereken çabayı gösterdiğin için emeğinin karşılığını aldın’’ şeklinde yaklaşılmalıdır. Çocuğa çabanın ve emek vermenin önemi ve değeri vurgulanmalıdır. Çünkü çocuğun, yetişkin hayatında en çok ihtiyaç duyacağı şey mükemmel bir karneden ziyade bir şeyler için çaba harcayabilmektir. Yine bazı aileler çocuğa ne kadar zeki olduğunu vurgulamak (aslında içten içe kendisinin de ne kadar zeki olduğunu vurgulamak ) için ‘’aferin sana falanca arkadaşın senden daha çok çalıştığı halde senin notların ondan daha yüksek sen daha akıllısın’’ gibi sözler söylerler. Bu da yine çocuğa çabalamanın kötü olduğu, en iyi başarının çabalamadan elde edilen başarı olduğu mesajını verdiği için çok tehlikelidir. Çünkü çocuk derslerinde en ufak bir zorlukla karşılaşsa zekasından şüpheye duymaya başlar, moral bozukluğu yaşar ve çalışma motivasyonu azalır. Çabalayarak elde ettiği her başarıda yeterince zeki olmadığını düşünerek mutsuzluk yaşar.

Sonuç olarak; nihai amacımız eğitimlerini ve kişisel gelişimlerini destekleyerek çocuklarımızın hayatından memnun, mutlu ve bağımsız bireyler olmalarında elimizden geldiğince yardımcı olabilmektir. Bu amaçlara ulaşmakta tek önemli faktörün karne ve okul başarısı olmadığı unutulmamalı, iyiliğini ve mutluluğunu her şeyin önünde tuttuğumuz çocuklarımızı hataları ve başarısızlıkları ile yargılamak yerine olumlu ve güzel davranışlarına, karakter özelliklerine odaklanıp bu yönlerini geliştirmeleri konusunda cesaretlendirmeliyiz.